İmanda artma ve eksilme var mıdır?

Video Metni

Video Metni

İmanda artma ve eksilme var mıdır?

İman, kemiyeten artmaz ve eksilmez; keyfiyeten ise artar ve eksilir.

İmanın kemiyeten artmaması ve eksilmemesi şudur:

İman edilecek hususlar olan; Allah’ın varlığı ve birliği, meleklerin varlığı, peygamberlerin varlığı, ahiretin hak olması gibi meseleler bellidir. Bunlarda artma veya eksilme söz konusu değildir. İman edilecek bu hususlara inanma bakımından, bir peygamber ile herhangi bir mümin arasında fark yoktur. İkisi de aynı şeylere iman eder. Zaten iman edilecek hususlardan birisi inkâr edildiğinde, iman dairesinden çıkılmakta ve küfre girilmektedir. Demek iman, kemiyeten artmamakta; birisi daha fazla şeye iman ederken, diğeri daha az şeye iman etmemektedir. Kemiyeten hepimizin imanı müsavidir.

İmanın keyfiyeten artıp eksilmesinin manası ise şudur: İman, kalite ve kemal bakımından artar ve eksilir. Mesela tahkiki iman, taklidi imandan yüksektir. Ayne-l yakin mertebesi ilme-l yakin mertebesinden, hakka-l yakin mertebesi de ayne-l yakin mertebesinden üsttedir. Bu tıpkı, Kâbe’yi görmeden bilen bir kimsenin, sonradan onu gördüğünde yakininin ziyadeleşmesine benzer. İman da kişinin delilleri okuması ve görmesi nispetinde ziyadeleşir ve artar.
Efendimiz (s.a.v.) imanın keyfiyet cihetiyle artıp eksilmesine şu hadis ile işaret etmiştir: “Eğer Hz. Ebubekir’in imanı ile bütün müminlerin imanı tartılmış olsaydı, Hz. Ebubekir’in imanı ağır gelirdi.” İşte bu ağırlık, imanın kemal ve keyfiyet mertebesinde olan bir ağırlıktır. Bu cihette, ümmetin tamamının imanı Hz. Ebubekir’in imanına yetişememektedir.

Demek, müminler imanın aslında ve tevhidin zatında eşittirler. Her biri aynı şeylere iman etmektedirler. Ama imanın kemal ve kalitesi birbirlerinden farklıdırlar. Zira iman görmeye benzer. Nasıl ki görenler, görmenin kuvvetli ve zayıf olması bakımından müsavi değildirler. Görenlerin kimi gece görmez, kimisi de gündüz görmez. Görenlerin bir kısmı sadece kalın hattı görür, ince hattı ise ancak gözlük ile görür. Kimi yakından daha iyi görür, kimi bunun aksine uzaktan daha iyi görür ve bunlar gibi… İmanın da keyfiyeti böyle farklı farklıdır. Bu sebeple İmam Muhammed, bir kimsenin “İmanım Cebrail’in imanı gibidir.” demesini mekruh görür. Zira imanın keyfiyeti açısından Hz. Cebrail’in imanı ile onun imanı arasında yerle gök arası kadar farklar vardır. Ancak “Ben, Cebrail’in iman ettiği şeylere iman ettim.” demesinde beis yoktur. Çünkü iman kemiyet cihetiyle müsavidir.

Yine bunun gibi, “Benim imanım, peygamberin imanı gibidir.” demesi caiz değildir. Çünkü iman nurunun, müminlerin kalplerindeki ölçüsü farklı farklıdır. İnsanlardan bir kısmı vardır ki tevhid ve iman, kalbini güneş gibi nurlandırır. Bazısının kalbini ay gibi, bazısının kalbini de parlak bir yıldız gibi nurlandırır. İnsanlardan bazısı da vardır ki tevhid, kalbini büyük bir alev gibi parlatır. Bazısını ise zayıf lamba ışığı gibi… İmanın nuru çoğaldıkça ve dereceleri ziyadeleştikçe, kuvvetine göre, şüpheleri ve şehvetleri yok eder. İtaat, takva, zühd gibi kemal sıfatların kazanılmasını sağlar.

Sözün özü: İman kemiyeten, yani iman edilecek şeylerin adedi bakımından artmaz ve eksilmez. Ancak keyfiyeten, yani imanın kemali ve kalitesi bakımından artar ve eksilir. Keyfiyet bakımından imanda binlerce mertebe vardır.

Bu bahsi burada işlememizin sebebi “Benim delile ihtiyacım yok, şüphesi olanlar delillerle uğraşır.” sözünü söyleyenlerin sözlerinin batıllığını ortaya koymak ve delilleri öğrenmeye teşvik etmek içindir.

Zira öğrendik ki, imanın keyfiyeti artmakta ve eksilmektedir. Madem imanın kemalinde bir artma ve eksilme vardır, o hâlde imanımızı kemale ulaştırmak için iman hakikatlerinin delillerini öğrenmek ve bu delilleri derinden derine tefekkür etmek zorundayız. İman, delillerin öğrenilmesi ve tefekkür edilmesi ile ziyadeleşmektedir.

• Delil bir merdivendir, öğrenilen her bir delil ile manen yükselinir.

• Delil kalbi aydınlatan bir nurdur. Öğrenilen her delil ile kalbin nuru ziyadeleşir.

• Delil bir süpürgedir, kişiyi şüphe ve evhamdan temizler.

• Delil bir kaledir, şeytanların taarruzundan insanı korur…

Demek delilleri öğrenmeye çalışmak, imanının ziyadeleşmesini isteyenler için makbul bir yoldur. Mesele sadece şüpheden kurtulmak değildir ki, “Şüphemiz yok, delile ne ihtiyacımız olsun!” sözünün bir manası olabilsin. Mesele, imanda yükselmek ve kemal bulmaktır. Bununda en birinci yolu, iman edilen şeylerin delillerini öğrenerek hakka-l yakin kuvvetinde bir ilme-l yakin makamını elde etmektir.

5.152 izlenme

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.İşaretli alanlar doldurulmalı *

*

 
Scroll To Top