El-Vedûd

El-Vedud ism-i şerifi, seven ve sevilen manasındadır. Bu iki manasıyla, Allah-u Teala Vedud’dur. Hem mahlukatını sever hem de mahlukatı tarafından sevilir. İlk önce, el-Vedud isminin “seven” manasını tefekkür edelim. Daha sonra da “sevilen” manası üzerinde duralım.

Allah-u Teala, el-Vedud’dur mahlukatını sever. Bu sevme, Allah’ın zatına layık, ulvi mukaddes bir muhabbettir. Bizler Allah’ın, mahlukatını sevdiğini bilir ve buna iman ederiz; ancak bu mukaddes ve münezzeh olan muhabbetin mahiyetini idrak edemeyiz. Rabbimizin kitabında buyurduğu üzere kimleri sevdiğini bilir ve o sevdiği kullardan olmaya çalışırız. Evet Rabbimiz El Vedud ismiyle kimleri sever? Şimdi Kur’an-ı Kerim’den bununla ilgili ayetlere bakalım.

Allah, muhsinleri (yani Allah’ı görür gibi O’na kulluk edenleri ) sever. (Bakara, 195)

Şüphesiz ki Allah, çok tövbe edenleri sever, iyice temizlenenleri de sever. (Bakara, 222)

Şüphesiz ki Allah müttakileri (yani takva ehli kullarını) sever. (Al-i İmran, 76)

Allah sabredenleri sever. (Al-i İmran, 146).

Şüphesiz ki Allah, tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran, 159).

Şüphesiz ki Allah, adaletle hükmedenleri sever. (Maide, 42)

Şüphesiz ki Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever. (Saff, 4)

De ki, siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. (Al-i İmran, 31)

Tüm bu ayetlerden sonra bizlere düşen vazife ise Rabbimizin sevgisine, mazhar olmak için Muhsinlerden, tövbe edenlerden, muttakilerden, sabredenlerden, tevekkül edenlerden, adaletle hükmedenlerden, Onun yolunda cihad edenlerden ve Resulullah (s.a.v)’e ve onun sünnetine tabi olanlardan olmaktır. Ta ki bununla Allah da bizi sevsin ve el Vedud isminin tecellisine mazhar etsin. Şimdi de el-Vedud isminin ikinci manası olan “sevilen” manası üzerinde konuşalım.

Cenab-ı Hak, mahlukatını sevmesiyle  el-Vedud olduğu gibi mahlukatı tarafından sevilmesi cihetiyle de, el-Vedud’dur.

İnsanın kalbine sonsuz bir muhabbet duygusu konulmuştur. Sevdiği şeyi sonsuz ve ölümsüz bir duyguyla sever. Evet şimdi nefsimize soralım. Acaba bize verilen sonsuz muhabbet duygusu nedendir? Kimi ve neyi sevmek içindir?… Şu fenaya mahkûm olan mahlukları sevmek için mi?… Yoksa fani lezzetlere âşık olmak için mi?… Ya da mal, makam, şöhret gibi fani şeylere kalbimizi bağlamak için mi?

Elbette hayır! Böyle sonsuz ve kıymetli bir duygu, şu fani ve kıymetsiz şeylere sarf edilmek üzere verilmemiştir. Bu duygunun verilme sebebi, Allah’ı sevmektir; Onun isim ve sıfatlarına muhabbet etmektir. Hatta muhabbeti geçip, âşık olmaktır. İşte bunu yaptığımızda el-Vedud ismine mazhar oluruz.

Demek ehl-i aşk olan bütün Allah dostları; Yunuslar, Molla Camiler, Mevlanalar, hep el-Vedud ismine mazhar olmuşlar ve bu ism-i şerifin tecellisiyle Allah’a âşık olmuşlar. El-Vedud ism-i şerifi her müminde tecelli eder. Zira Allah’ı sevmek müminin şiarıdır. Lakin bazı kulların el-Vedud isminden hissesi daha ziyadedir. Onların sevgisi aşka ulaşmış, hatta bir kısmı aşk-ı ilahi ile sarhoş olup kendinden geçmiştir.

Peki bizler, el-Vedud isminin tecellisine daha fazla nasıl mazhar olacağız? Yani Allah’ı daha çok sevip, Ona nasıl âşık olacağız? Malumdur ki, insan sevdiğini, bildiği ölçüde sever. Allah’ı sevmenin yolu, marifetullahtan, yani Allah bilgisinden geçer. Allah bilgisi bir tohumdur. Bir kalbe düşse, o tohumdan Allah sevgisi, yani muhabbetullah ağacı çıkar. Allah sevgisine ulaşmanın ve el-Vedud ismine daha ziyade mazhar olmanın yolu, Allah’ı tanımaktan; isim ve sıfatlarını bilmekten ve bu isim ve sıfatların tecellisini kâinat sayfasında okumaktan geçer. Allah’ı ne kadar çok tanırsak, o kadar çok severiz.

Eğer, “Ben Allah’ı acaba ne kadar seviyorum” diye merak ediyorsanız, Allah’ı ne kadar sevdiğinize şu ayeti ölçü yapabilirsiniz: “De ki, siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran, 31)

Demek Allah’ı sevmek, Peygamber Efendimiz (sav)’e tabi olmayı gerektirir. Çünkü Allah’ı sevmek, Onun razı olacağı şeyleri yapmaktır. Razı olacağı şeyler de en mükemmel surette Peygamber Efendimiz (sav)’de gözükmektedir. O halde Allah sevgimizin ölçüsü, sünnet-i Resulullah’a uymamız nispetindedir. Efendimizin sünnetine ne kadar uyuyorsak, Allah’ı o kadar seviyoruz demektir. Evet bu makamda Bediüzzaman hazretlerinin şu müthiş tespitinden de bahsetmek istiyoruz.

İnsan, fıtraten, şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünkü insanın fıtratında cemâle ve kemâle karşı bir muhabbet, ihsana karşı sevmek vardır. Cemal ve kemal ve ihsan derecelerine göre o muhabbet artar aşkın en yüce mertebelerine kadar gider.

Bediüzzaman hazretleri muhabbete vesile olan sebepleri burada özetlemektedir. İnsanın fıtratına; cemal, kemal ve ihsana karşı bir muhabbet konulmuştur. İnsan, güzel olanı sever kemal sahibini sever ve kendisine ihsanda bulunup iyilik edeni sever. Halbuki şu alemde gördüğümüz bütün güzellikler, kemaller ve ihsanlar; Allah’ın güzelliğinin kemalinin ve kereminin, binler perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir. Maalesef insan şaşırmış; gölgenin sahibine âşık olacağına, gölgeye aşık olmuştur. Eğer bizler tüm güzelliklerin, kemallerin ve ihsanların gerçek sahibi olarak Allah’ı bilsek ve onu bulsak o vakit fanilere olan muhabbet Vedud olan Allah’a dönecektir.

Cenab-ı Hak, el-Vedud ism-i şerifi hürmetine, kalplerimizi şu gölgelerden çevirsin ve bütün muhabbetimizi zatına hasrettirsin…

(293 kez ziyaret edildi, Bugün 10 ziyaret)

İlgili Videolar

Bu video için yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir